Neptün
Bir saat kulesinin duvarına hayran kaldım
Bu makale 07 Mart 2016, Pazartesi günü, saat 19:35 eklenmiştir.

Ağlamak istiyordum; ama göz yaşlarıma hakim olmak zorunda olduğum bir yerdeydim. 

Bir yerden bir yere gitme ihtiyacım sürekli beni bir şehirden, bir şehire atıyor; sana gelen tüm yollarımı kapatıyordu. 

Bir binanın ikinci katında, bahçeye yakın ağaçlara dokunsan tutacakmışsın hissini veren bir balkonda oturup konuşmuştuk. 

En son konuştuğumuz zaman o değildi; seni ondan sonra bir kaç kez daha görme fırsatım olmuştu. Ben dışarıyı izliyodum; sana anlatmam gereken şeyleri anlatırken. Aslında söylemek istediğim cümleler basitti ama ben dile getirip söyleyemiyor sürekli dolaylı yoldan sana muhtaç olduğumu anlatıyordum. Muhtaçlık ihtiyacım olduğundandı. Sanki sen olmayınca nefes alamayacakmışım gibi hissediyordum. Öğrenilmiş çaresizliğimle gitmeye yeltendiğin her dakika kanım çekiliyor, karnıma beni sevdiğini söylediğin zamanlarda ki gibi ağrılar giriyor ama bu ağrılar bana mutluluk değil sancı veriyordu. 

Konuşmalıydım seninle "gidelim mi?" Diyebilmeliydim. Her şey lehimize olsaydı, elinden tutar götürürdüm seni. Ama ben ne zaman yola çıkmaya kalksam; otobüs seferlerini iptal etti, yollar kapandı, sel oldu, artçı depremler büyük bi depremi tetikledi. 

Bahane değil bunlar; sana giden yollarımın hepsi çıkmaz sokağa dönüştü, geri dönüp eve gitmek ne kadar zordur sen bilirsin. Kaç kez istedim sabaha seninle gülümseyerek uyanmayı. Bilmiyorum. Yatmadan önce soluma döner, kokunu içime çeker, duama sığdırırdım.. Resmine bakıp kaç kez içimden "güzeldi.." Dediğimi bilmiyorum. Di'li geçmiş zamanlara yakışmayacak kadar güzel gülüyorduk; ama ben fotoğraflara baktıkça ölüyordum. 

Yoksayımlarımızın içerisine keşke bizsizliğide katsaydık. 

Yoksaysaydık bizsizliği. 
Bizsizlik kadar kötü bi kelime yok; zaten az önce ben uydurdum. 
Sen varsın, ben varım, bizsizlik var ama biz yoktuk. 

Ayrı ayrı etkiler yaratıyorduk, çok tuhaf. Ama aynı sevginin selinde boğulmamışmıydık. Ayrı etkiler yaratmak doğamıza aykırıydı. 

Bir pazar günü koştum sana geldim; içimde gene donuk bi ses tonuyla bana selam vermeni yaşamamak için ettiğim bi kaç dua ile beraber sana sarıldım. İçime akmıştı biliyor musun sıcaklığın. Elini tuttum. Uzun süredir yokluğunu yaşadığım parmak uçlarının varlığını avuç içlerimde hissettim. İki adım atıp yürürken bir sevgili görmüştüm; bak oda farklı şehirden gelmiş, sarılıyorlar demiştim. Sen beni kendine küçük bir hamleyle çekip sarılıp boynumla omuzlarım arasından öpmüştün.. Güzel bir his ve bir kez daha yaşamaya değer aslında; ama olmadı. 

En çok sevdiğim şeylerden biriydi; seninle aynı evin içinde koşuşturup durmak. Dört duvar arasında yaşamayı sevmem belki de bundan mutevellit. 

Evvelâydın aşkta bende; şimdi farzımuhal keenlemyekün? 

Olan bir şey nasıl olmamış gibi olabilirdi ki hayatımda. Ben sana dokunmuştum; olanca gücümle seni hissetmiştim parmak uçlarım saçlarında gezinirken. Olmaman tamamen saçmalıktı. Çok mu sarhoştum bilemedim.

Sen benim için lahzaydın.. Bölünemeyecek kadar kısa bir an parçası. Seni parça parça bölemiyordum ben işte. 

O zaman vardı, şimdi yok diyemiyordum. Seni parçalara ayırmak Tanrı'ya ihanet olurdu. Belki de sen hiç yoktun, ben uydurdum. Bu kadar hastalıklı olabilir miydim sahi? 

Sana dokunduğumu hissedip, belki de en sevdiğim kitabın sayfalarında gezinmiştir parmak uçlarım. Çünkü bu kadar yok olamazdın.

Ateşin içine atıp kendimi; bedenimden çıkıp cayır cayır yanışımı izlemek gibi. İzlerken tüylerim diken diken oluyor; buna engel olamıyordum.

Korkularım, sanrılarım sıklaştı.. Yürürken ayaklarımın altından yer kayıyor gibi hissediyorum.. Kalp atışlarım hızlanıyor, nefesim kesiliyor, yakasını sıyırmaya çalışıyorum üzerimdeki kıyafetin. Nefes alışverişimi kontrol edebilsem sakinleşecekmişim gibi; ama bi türlü korkularıma engel olamıyorum. 

Bir duvara yaslandım sana yazarken. Saat kulesi aslında, bi caddenin tam ortasında. Duvarlarına dokununca bu kadar yıllanmışlığa beraberlik eden oyuklarına hayran kaldım. Bende senin suratında oluşan yaşlılık çizgilerine eşlik etmek isterdim. Hayran kaldığım; suratındaki benin, yaşlanmış cildine ne kadar yakıştığı olurdu.. Olmadı. Gelsen; cama çıksana desen ben pencereyi ardına kadar dayayıp " seni özledim" diye bağırır, ardından koşarak yanına gelirdim. Ama sen gelmedin, beni sana muhtaç ettin.

Etiketler: neptün  

YorumlarHiç Yorum Yapılmamış.     'İLK YORUMU SEN YAP'

Adınız Soyadınız:

E-Postanız:

Yorumunuz:

10 + 6 = ?

 

Yazarın Diğer Makaleleri

    haber yazılımı: buki