Mehmed Sadeddin Arslan
Anlatılacak Gibi Değil, Yaşamak Lazım
Bu makale 01 Mayıs 2016, Pazar günü, saat 09:30 eklenmiştir.

Devletimizin ne kadar büyük olduğunu bir kez daha hissederek Nusaybin’e uzanan yol güzergâhında yakinen müşahede ettim. 

Bir ilden diğerine geçen yolculuğumuzda telefonlarımız hiç susmadı, geçişler boyunca sürekli yol emniyeti alınmış şekilde bir ihtiyacımız olup olmadığı soruldu. Mahcupluğum kat be kat artarken Mardin il sınırına girdiğimiz andan itibaren bize eşlik eden zırhlı araçlara hem dua ettik, hem de gururlanarak yolumuza devam ettik.

Nusaybin’e geldiğimizde bizi karşılayan ekip Yozgatlı Özel Harekâtçı kardeşlerimiz oldu. O duyguyu tarif edebilmek sanırım imkânsız… Sarıldık, kucaklaştık hasret giderdik öyle ki öz kardeşimden öte bir hasretle ve muhabbetle çadır kente giriş yaptık…  

İlk dikkatimi çeken şey yolların kenarında ki binlerce mermi kovanları oldu. Çatışmaların şiddetinin en önemli göstergesiydi belki de…

Çanakkale için anlatılan o anıların canlı şahidi olduk. Bizi güler yüzle karşılayan arkadaşlar hemen yemek çay ikram etmek için telaşları biraz daha duygularımızı zirveye taşıdı…

Hediyelerimizin olduğu aracı açarken ilk ve hepsinin ortak sorusu mektuplar nerede oldu. Çünkü onların nasıl mutlu olduklarını ilerleyen dakikalarda yurdun dört bir yanından gelen o çocukların yazdığı çizdiği masum mektupların hepsinin biriktirdiğini ve çoğunun çadırlar içerisinde tablo gibi asıldığını yada yastıklarının başucunda olduğunu gördüm …. 

Ankaralı PÖH kardeşim dedi ki “Ağabey; operasyondan geldiğimizde ilk aradığımız şey çadırda bu mektuplar, bunun bize nasıl bir güç ve moral verdiğini anlatamam” dedi. O an getirdiğim 10 bin mektup için nasıl doğru bir iş yaptığımı anladım. 

Saha komutanı ve diğer amirlerimiz geldiler bizi çadırlarına davet ettiler, orada komutanın makamında asılı bir Türk bayrağı gördüm öyle garip geldi ki; bir an bir albay makamına Anadolu’dan gelen ufacık bir çocuğun yaptığı bayrağımızı asmış arkasına. Boğazımda düğümlenen şey bir kez daha olmaya başladı... 

Çadırda kaldığım süre zarfınca patlama sesleri hiç kesilmedi. Albayımız bize çadır kent hakkında bilgi verirken geldiğimizi duyan Yozgatlı asker polis kardeşlerimiz yanımıza geldiler. Ben namaz kılmak için müsaade istedim ve beni Arafat Meydanı gibi olan o alanda mescide götürdüklerinde içim doldu. 

İçeride asker, polis ağabeyler, Namaz kılıyorlar Kur’an okuyorlar…. 

Takıldım ağabey her halde hatim müsabakası var vakarlı bir tebessümle “ operasyona gideceğiz gardaşım "Varsa nasipte şehadet" … sustum, burnumun direği sızladı. 

Ve herkeste gördüğüm tek bir an dahi tereddütlerinin olmadığı, korkamadıkları ve hayatımda hiç kimsede görmediğim kararlılıkları idi.

Çoğu görev yerlerinden gönüllü gelen bu yiğitler, beraber geldiğimiz üç arkadaşımda da aynı hissi uyandırmış sanki Bedir, Uhud burası dedik…

Rabbim devletimizi her daim güçlü ve daim kılsın her şeyin en güzelini en iyisini yolluyorlar oraya yemekhanesi, sağlık hizmetleri, vd. ihtiyaçlar için düşünülmüş herşey…  

Tekrar saha komutanımızın yanına gittiğimde Belediye Başkanım Dr. Kazım Arslan beyin mektubunu takdim ettim. Yüksek sesle oradakilere okuduktan sonra, bunu Cuma namazında tüm arkadaşlarımıza okuyun talimatı verdi. Yüzbaşımız getirdiğimiz hediyeleri taksim ederken bizde kardeşlerle hasbihal edip çadırları gezdik… 

Vefanın, kardeşliğin, bağlılığın o kadar çok örnekleri vardı ki; her çadırın üzerinde o çadırda kalan bir şehidimizin adı kocaman harflerle yazıldığını gördüm. Her çadırdan buyurun bir şeyler ikam edelim teklifleri aynı samimiyet ve muhabbetleydi…  

Çadırların ortasından giden yolda sürekli bir araç trafiği var, sahadan çatışmadan gelen bir tim geliyor diğerleri helalleşerek göreve çıkıyorlardı. Onlar görev diyorlardı ancak şu kadarını söyleyeyim; hiç kimse geri dönmeyi hesap etmiyor… 

Gidenlerden biri ile selamlaştık bir adım atıp geri döndü "Hakkını helal et ağabey, hoş geldin diyemedim"… Sarıldık ve ben kendisinden helallik istedim… Çünkü eğer bir hak helal edilecekse onların bizlere hakkını helal etmesi gerekir…  

Bizim Yozgatlılar çadırda çay yapmışlar, oturduk biraz memleket biraz durumlar hakkında sohbet ettik. İnsan oradan ayrılmak istemiyor. Canım kardeşim baktım sessizce eğildi yaşadığımız bu duygu yoğunluğunu görünce abim üzülme bakma şimdi herkes böyle sevinçten mahzunlaştı, yoksa biz çok iyiyiz, burada çok keyifli vakit geçiriyoruz…. 

Diğer gamlar, vefalılar, sadıklar, samimi ve ihlaslılar. Kararlılar, cesurlar, gözleri kara, hepsi tek vücut, tek yürek, hiçbir hesapları yok, vatanın müdafaası özlemlerini hasretlerini bastırmış durumda, merhametliler, tevekkülleri tam. Hiçbir beklentileri yok, sadece Allah rızasının peşindeler… 

Dilleri dualı, gönülleri şeksiz şüphesiz imanlı, hepsi adam gibi adam Türk askeri, Türk polisi…

Müsaade istedik, yolcu yolunda gerekti lakin aracımıza binerken gönlümüz, aklımız orada kalarak ayrıldık. Sustuk, ağladık, ve şuan özledik…

RESİMLER İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ

Etiketler: mehmed sadeddin Arslan  

YorumlarHiç Yorum Yapılmamış.     'İLK YORUMU SEN YAP'

Adınız Soyadınız:

E-Postanız:

Yorumunuz:

4 + 10 = ?

 

Yazarın Diğer Makaleleri

      haber yazılımı: buki